Körlük (roman)

Portekizli yazar José Saramago'nun romanı

Körlük (Portekizce özgün adı: Ensaio sobre a cegueira), Portekizli yazar José Saramago'nun 1995 yılında yazdığı alegori, bilim kurgu, gerilim ve psikolojik bir romandır.[1][2] Roman, 1998 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi olan Saramago'nun en ünlü eserlerinden birisidir.[1] Kitap, ilk olarak 1999'da Türkçeye çevrilmiştir. Konusu, körlüğün salgın bir hastalık gibi yayıldığı bir toplumda korku ve paniğin hâkim olması sonucu ahlaki değerlerin çökmesidir. Kitaptaki olaylar, adı bilinmeyen bir ülkenin adı bilinmeyen bir şehrinde geçmektedir.[3][4] Romandaki hiçbir kahramanın adı yoktur, herkes sıfatları ile anılmaktadır. Nokta ve virgül dışında hiç noktalama işareti olmadan yazılmıştır.

Körlük
Ensaio sobre a cegueira
Kitabın "Kırmızı Kedi Yayınları" kapağı.
YazarJosé Saramago
ÇevirmenlerAykut Derman (Can Yayınları)
Işık Ergüden (Kırmızı Kedi Yayınları)
Ülke Portekiz
DilPortekizce
KonuGiderek körleşen insanoğlunun dibe vurup yeniden yükselişi
TürRoman
Yayım1995 (özgün)
2008 (Türkçe)
YayımcıCaminho (özgün)
Can Yayınları (Türkçe)
Kırmızı Kedi Yayınları (Türkçe)
Sayfa336
ISBN972-21-1021-7 (özgün)
978-605-2980-81-1 (Türkçe)
OCLC1076811032
Seri
KörlükGörmek

Konusu ve özeti

Adı bilinmeyen bir ülkenin adı bilinmeyen bir şehrinde araba kullanmakta olan bir adam trafik ışıklarında beklerken aniden kör olur. "Beyaz körlük" diye adlandırılacak olan bu hastalığın ilk kurbanı olmuştur. Karanlığın değil, sonsuz bir beyazlığın içine çekilmiştir; kendini bir "süt denizinde gibi" hissetmektedir. Beyaz körlük, bir salgın hâline gelerek önce bir oto hırsızına, sonra bir göz doktoruna, sonra da bir otelde partneriyle birlikte seks yapan genç bir kadına ve hızla başkalarına bulaşır. Kör olanlar hükûmet yetkilileri tarafından bir akıl hastanesinde karantinaya alınırlar. Onlara, ülkenin geleceği için bu fedakârlığı yapmaları gerektiği söylenir. Ancak güvenlik güçleri, körler ile temas etmekten çekindiği için içeride kontrolü sağlayamazlar. Bu nedenle dışarısı ile tüm bağları kesilen körler ölüme terk edilirler ve zor koşularda bir yaşam mücadelesi vermeye başlarlar. İlk kör olanlardan biri olan göz doktorunun eşi, kocasını yalnız bırakmak istemediğinden, kör olduğu yalanını söyleyerek içeri girer. Doktorun eşi, orada gözleri gören tek kişidir ve her an kendisinin de kör olacağı korkusuyla yaşamaktadır. Görebildiğini herkesten gizler.

Kısa sürede içerisi, yeni gelenlerle birlikte çok kalabalıklaşır. İçeridekilerin seslerini hükûmet yetkililerine duyurma girişimleri, bir kişinin ölümü ile sonuçlanır. İçeride insanların bencillikleri yavaş yavaş ortaya çıkar. Bir grup erkeğin çeteleştiği ve adaletsizlik yaptığı görülür. Bu erkek çetesi, yetkililerin bıraktığı kasalardaki yiyecek ve erzaklara el koyar ve kendi kafalarınca içeridekilere dağıtmaya başlar, kimse de buna bir şey diyemez.

Aradan biraz zaman geçer. Bu erkek çetesi, bu sefer içeridekilerden kendilerine ''kadın'' getirmelerini ister. Amaçları ise gayet anlaşılabilir ve açıktır. Getirmemeleri durumunda bir daha yiyecek vermeyeceklerini söylerler. Bu istek, içeride büyük bir şok etkisi yaratır. Bazı kadınlar, başka kadınların erkeklerinin yemek parasını kendi cinsel organlarıyla ödemeye mecbur tutulamayacağını söyleyip itiraz ederler. Bazıları da kendi cinslerine göstermeleri gereken saygıyı unutup, yemek ve yatacak yer garantisi nedeniyle bunu kabul ederler. Bazı kadınlar da yakınlarının karnını doyurabilmek için buna mecbur kalırlar. Evli olan kadınların eşleri ise, karılarını başka erkeklere sunup bundan büyük bir utanç duyarak ve onursal darbe yiyerek ne yapacaklarını bilemezler.

En nihayetinde kadınlar, grup hâlinde erkek çetesine gönderilirler. Çetenin lideri, doktorun eşi ile koyu renk gözlüklü genç kızı kendine alır. Koyu renk gözlüklü genç kıza bir süre tecavüz eder ve onu becerir, hem de gözleri gören doktorun eşinin yanı başında. Daha sonra doktorun eşine yönelir ve organını ağzına alması konusunda onu zorlar. Doktorun eşi, çete liderinin cebindeki silahı aniden alarak adamı oracıkta öldürmeyi kafasından bir an geçirse de, bunu başaramaz ve adamın yapış yapış olmuş organını ağzına almak zorunda kalır. Gece vakti başlayan bu iğrenç ve şiddetli erotik ortam, erkeklerin kadınların gitmesine izin verdiği sabah vaktinde sona erer. Saatlerce erkekten erkeğe geçen, her türlü tecavüze uğrayan kadınlar koğuşlarına dönerler.

İnsanlar, bu ve benzeri şeylerle insanlık onurunu yitirmeye başlar: Bir oto hırsızının, zaten kimse görmüyor diye koyu renk gözlüklü genç kızı arzulayıp onun göğüslerine teklifsizce dokunması; tuvalet bulma konusunda zorluk çeken körlerin, zaten kimse görmüyor diye rastgele bir yerlere pislemesi ve her tarafın pislik içinde kalması; doktorun eşinin kocası olan göz doktorunun, bir gece ansızın yatağına giren koyu renk gözlüklü genç kızı istemsizce kabul edip onunla birlikte olması bunlardan sadece birkaçıdır. Sonradan içeriye giren gözü siyah bantlı yaşlı bir körün yanında getirdiği bir el radyosu, oradaki insanlara her şeyi normalmiş gibi hissettirir.

Bir hafta sonra tekrar ortaya çıkan erkek çetesi, bu sefer diğer koğuştaki kadınları kendilerine alıp onlara da aynı tecavüzleri yapar. İşlerin dozu iyice artınca ve içine eziyet girince, işler çığırından çıkar. Her şeyi gören ama kör gibi davranarak görmezden gelen doktorun eşi, çete liderini, bir köşede bir kadına zorla oral seks yaptırdığı anda makas yardımıyla öldürür. Çete liderinin ani ölümünden sonra tam bir kaos ortamı doğar ve isyan çıkar. Doktorun eşi, tam da isyan sırasında başlayan yangından yararlanarak binanın kapılarını körlere açar ve karantinadaki insanların kurtulmasını sağlar.

Karantinadaki körler dışarı çıktıklarında herkes salgına tutulduğunu anlar. Körlük, korku ve kaos tüm şehre, hatta tüm ülkeye yayılmıştır. Beyaz kör çeteleri, bir lokma yemek bulmak için birbirlerini öldürmektedir.

Doktorun eşi, birkaç kişi ile birlikte evine gidip eski yaşamını ve kuralları hatırlamaya başlar ve yavaş yavaş her şey eski hâline döner. İlk kör olan kişiden başlayarak herkes aniden kör olduğu gibi aniden görmeye başlar.[4]

Kitabın ayırt edici özellikleri

Bu kitapta, José Saramago'nun diğer eserlerinde olduğu gibi kendine özgü olan yazım şekline sadık kalınmıştır: Kitapta nokta ve virgül dışında herhangi bir noktalama işareti kullanılmamıştır. Diyaloglar ve konuşmalar, yazarın kendine has yazım tipi olan düz yazı biçiminde bulunmaktadır.

Kitaptaki olayların geçtiği yer belirsizdir; adı verilmemiştir. Bunun nedeni, yazarın evrensel konulu bir yapıt oluşturmak istediği için bu ağır, korkulu, ahlâkî değerlerin çöktüğü ortamı herhangi bir mekândan soyutlamıştır.

Kitaptaki kahramanların gerçek isimleri yoktur. Bunun nedeni de yine aynı şekilde evrensellik taşıyan konuya bağlı kalmaktır. Kahramanlar, sıfatları ile anılmaktadır. Örneğin göz doktoru, doktorun eşi, koyu renk gözlüklü genç kız, oto hırsızı, gözü siyah bantlı yaşlı adam, ahlâksız körlerin şefi gibi.[5]

Sinemaya uyarlanması

Romanın, 2008 yılında Brezilyalı yönetmen Fernando Meirelles tarafından bir filmi çekilmiştir.

Kaynakça